Pexels Hakkında

Pexels özetle bir stok fotoğraf platformu. 2014 yılında kurulmuş. Ancak onu diğer platformlardan ayıran bazı özellikleri var. Pexels’i keşfettiğimde içimde beliren ilk duygu; ‘Buraya ben nasıl katkı sağlayabilirim?’ oldu. Çünkü Pexels’te paylaşılan fotoğrafların tamamı gönüllü fotoğrafçılar tarafından yüklenmekte. Herkes üye olup fotoğraf paylaşabilir. Fotoğrafların stok fotoğraf kalitesinde olması gerekiyor yoksa onaylanmayabilir.  Pexels’e yüklediğiniz fotoğraflar bir onay sürecinden geçiyor, onaylandıktan sonra sitenin anasayfasında ve arama sonuçlarında çıkıyor. Bir diğer özellik ise bütün fotoğrafların CC0 (Creative Commons) lisansı ile lisanslanmış olmasıdır. Bu özellik paylaştığınız fotoğrafı dünya çapında kullanılmasına izin verdiğiniz manasına geliyor.

Pexels’in benim için farklı olması ise Pexels’ten bana gelen bir e-posta ile oldu. Pexels platformunu geliştirmek için katılımcılarının fikirlerine başvurmuş bu bağlamda da görüşmek için bir randevu talep ediyordu. Ben de kendime uygun bir gün ve saat belirleyerek randevu verdim.

Yaptığımız Skype görüşmesinde fotoğraf çekerken nelerden ilham aldığımı, platformu geliştirmek için neler yapılabileceğini sordular. Platformdaki fotoğrafçılara Paypal ile bağış yapılabiliyor ancak Türkiye’de Paypal’ın kullanılamadığını belirttim. Yakın zamanda yeni bağış alma seçenekleri eklenirse bilin ki beni dinlemişlerdir. 🙂

Pexels’e fotoğrafla ilgilenen herkes katkıda bulunabilir.

Son olarak bu yazının kapak fotoğrafı Pexels’ten Burak Kebapçı‘ya ait.

Benim profilime de buradan ulaşabilirsiniz.

M.K.Ü. Kırıkhan M.Y.O. Deneyimlerim

Hatay, eşsiz güzelliklere ve tarihe sahip Akdeniz’in incisi konumunda bir kent. Jeopolitik konumu ve stratejik önemi de ülkemiz için çok önem arz eden bir şehir. 2011 yılında liseden mezun olduktan sonra aman açıkta kalmayalım düşüncesi ile yaptığım üniversite tercih listemin beşinci sırasında olan Mustafa Kemal Üniversitesi Kırıkhan Meslek Yüksek Okulu Bilgisayar Destekli Tasarım ve Animasyon bölümüne yerleştim.

O yıllarda mesleki ve teknik eğitimi güçlendirme düşüncesi ile bazı ön lisans bölümlere İngilizce hazırlık sınıfı eklemişler ve iki yıllık bölüm oldu size üç yıl. Efendim ben nasıl heyecanlıyım, İngilizce öğreneceğim ve Türkiye’de yeni sayılan bir alan olan 3 Boyutlu tasarım ve modelleme öğreneceğim. Enfes! Derken okula kayıt olmaya yola çıktık üç kafadar.

İsmail – Kuzen

Murat – Dostum

ve ben İbrahim

Hayatımızda hiç gitmediğimiz yollara düştük. Yaşadığımız yerden direkt otobüs bile yok o zaman. İki otobüsle gidip dört otobüsle geldik neredeyse. O maceraları belki başka bir yazıda anlatırım. Hatay’ın Kırıkhan ilçesine gitmek için Topboğazı denilen mevkide inip ilçeye giden araçlara binmemiz gerektiğini öğrendik. Sabahın yedisinde vardık Topboğazı’na. Neyse ki servis varmış ve o araçla Kırıkhan’a doğru yola çıktık. Biz böyle tıfıl üniversiteliyiz sırtımızda çanta ayağımızda şipidik terliklerle yola koyulduk. Serviste bir abi bize bir soru sordu bir yorum yaptı. Orada anlamalıydım aslında bana “Kaç buradan kaç git” demek istemiş de ben anlamamışım.

Servisteki abi: Üniversite okumaya mı geldiniz?

Ben: Evet abi.

Servisteki abi: Nabıcınız da geldiniz. Burada okumaktansa hiç okuma daha iyi.

Ben: Ehehehe!

Kırıkhan o sıralar çok ekonomik bir yerdi. Suriye iç savaşının yeni patlak verdiği ve ülkemize akın akın Suriyelilerin gelmediği bir zamandı. Büyük bir kase, 2 porsiyona yakın mercimek çorbasını 3 liraya içmiştik iyi hatırlıyorum. 3+1 Kaloriferli bir evin kirası da 300-350 lira arasında değişiyordu. “İyi ya ucuzmuş burası tam öğrenci yeri, fazla paranı biriktirirsin (birikmedi) gibi laflar ederek vardık en sonunda Kırıkhan Meslek Yüksek Okulu’na.

Kırıkhan Gazi Lisesi’nin ek bina olarak kullandığı üç blok, üniversiteye tahsis edilmiş ve orası bir şekilde üniversite yapılmıştı. Gazi Lisesinin bahçesi vardı bizim yoktu öyle düşünün. Zoraki bir oluşumdu. Sırf aha burada da üniversite binası var demek için yapılmış bir yerdi. Kayıt yaptırıp kalacak yerimi ayarladıktan sonra üç kafadar Antakya’ya doğru yol aldık. Ancak hikayenin o kısımlarını şimdi anlatmayacağım.

Kırıkhan’daki ilk derse gitmek için hazırlandım. Enerjimi hiç düşürmemeye çalışıyor etrafımda olup biten olumsuzlukları pozitif enerjimle bertaraf ediyor ve ilk derse giriş yapıyordum. Uzun boyuma rağmen en öne oturup “Yes sir! I am speaking English.” diyordum. Öyle ilgiliyim yani. Yeni insanlarla tanışıyorum falan adeta büyük bir kampüste öğrenim gören bir öğrenci havasındayım. Sonra ne oldu biliyor musunuz?

Bir katakulli ile bizim elimizden bu İngilizce hazırlık eğitimini aldılar. Hazırlık sınıfını kapattılar.

(Yazının ikinci bölümünü daha sonra yayınlayacağım.)

*Fotoğraf; mezun olduğum liseye gelip üniversite bölümümü tanıtmıştım, Nisan 2012’de. 

 

 

Sonbaharın Psikolojim Üzerine Etkisi

Eylül ayını geride bıraktığımız şu günlerde havaların iyiden iyiye soğuması ve içinde bulunduğum işsizlik sendromunun da verdiği etki ile karamsarlık ve girişimcilik arasında gidip geliyorum. Çalışma hayatına alışık, mesai saatlerini esnetmekten yırtmış birisi olarak, işsizlik bana iyi gelmiyor. Evet kendime ve eşime bolca vakit ayırıp, düşünme fırsatım çok oluyor ancak bir taraftan da faturalar, kira, araba ve ev masrafları köşeden bana ‘naniik’ yapıyor.

Psikolojim sonbahar gibi. Bir yanda hala yeşil yapraklı fikirler, bir yanda aklımın bir köşesinde bekleyen sarı fikirler, diğer tarafta solmuş gitmiş kahverengi yapraklar. Yeni bir girişim planlamaya başlıyorum. O an çok mantıklı ve devamı gelecekmiş gibi o fikre aşık oluyorum. Daha sonra geçip gidiyor. Ülkemizde nitelikli insanlara bu kadar ihtiyaç varken, bu nitelikli insanlara asgari ücret teklif eden işverenlere bireysel olarak tepki gösteriyor ve o işlerde çalışmıyorum. Ben nitelikli bir insan mıyım tartışılabilir, ancak kendimce, evet ben nitelikli bir insanım diyebiliyorum.

Bütün bunların geride kaldığı günleri iple çekiyorum. Sevdiğim işi yaparak para kazanmak ve bir gün bile söverek işe gitmemek istiyorum.

Bay Moustache ile Ayaküstü Muhabbet

Bay Moustache her yıl ülkemize tatil için gelen binlerce Avrupalı Türk’ten birisi. Yaşı 55-60 arası, 70’li yılların ortalarından beri Fransa’da yaşıyor. Bir vesile ile karşılaştık ve kendisi ile sohbet etme fırsatı buldum. Çay ikram ettim. Derken bana şunu söyledi. “Yalan dünyanın cennetinde yaşıyorsunuz. Türkiye çok güzel bir yer kıymetini bilin.” Ben de durur muyum yapıştırdım cevabı;

-Değişelim mi yerleri? (Sen Türkiye’ye dön ben Fransa’ya gideyim.)

-Vallahi değişirim. (Değişir miyim? Yok yok Fransa güzel.)

Yemin vererek konuştu ancak ilerleyen cümlelerde “Ben artık oraya çok alıştım yazları gelsem de geri kaçıyorum oraya” diyerek konuşmasına devam etti.

Bay Moustache Fransa’ya ilk gittiğindeki sıkıntılardan bahsetti. Bana bir çay, kahve bile ikram etmediler böyle bir kültür yok orada dedi. Kendi hayatından başka hikayeler anlattı derken tokalaştık ayrıldık.

Bugün sabah ekmek almaya markete gittim. Marketten çıktığım yerde bir kavşak bulunuyor. Bu kavşakta ne tesadüf ki Bay Moustache’i arabasıyla gördüm. Israrla kavşağa girmek ve ardından ana yola çıkmak istiyor ancak, ana yoldan geçen hiç kimse ona yol vermedi. Normalde Fransa’da kavşak içinden gelen araca yol verir ana yoldakiler ve trafik bu şekilde akar. Türkiye’de de bu kural var ancak kimse uymuyor, dolayısıyla Bay Moustache bocaladı. İstiyor ki ben kavşaktayım bana yol verilsin. Ama kimse yol vermedi hatta yerel halktan bir kişi bağırarak “Beklesene lan ne yola atlıyosun!” diyerek Bay Moustache’i azarladı trafikte. Ben de tüm bu olanları izliyorum yolun kenarında. Eve doğru yol alırken aklımda sadece bir soru vardı;

Acaba Bay Moustache gerçekten Fransa’yı bırakıp Türkiye’de yaşar mıydı?

Bilgeİş Hackathon Deneyimlerim

8-9 Eylül 2017 tarihinde ODTÜ’de (Orta Doğu Teknik Üniversitesi) gerçekleşen Bilgeİş Hackathon etkinliğine katıldım. Bilenler bilir ancak bilmeyenler için Hackaton nedir kısaca özetleyim.

Hackathon (ayrıca hack günü, hackfest ya da codefest olarak da bilinir) bilgisayar programcıları, grafik tasarımcıları, arayüz tasarımcıları ve proje yöneticileri de dahil olmak üzere katılanların yoğun bir şekilde yazılım projelerinin geliştirilmesi amacıyla diğer takımlar ile rekabet içerisinde bulunduğu bir olaydır. Kaynak: Vikipedi

Bilgeİş Hackathon’da ise etkinlik temaları Sanal Gerçeklik, Oyun, Dijital Pazarlama, Giyilebilir Teknoloji, Robotik ve Üç Boyutlu Tasarım olarak belirlenmiş ve daha da çeşitli hale getirilmiş. İlk defa bir Hackathon’a katıldığım için bu kadar çok çeşitli tema olması doğru mudur yanlış mıdır yorum yapmayacağım. Ama şunu söylemeden geçmeyim bu etkinlik bana lisede katıldığım proje yarışmalarını hatırlattı o kadar.

Hackathon’un yapıldığı alana ilk gittiğimde yaka kartı, kısakol ve şapka verildi. Sonrasında her kategori için ayrılmış masalardan birine oturdum. Bilgeİş Hackathon’a altı kategoriden 33 takım katıldı. Bireysel katılımcılar da ya kendi aralarında bir takım kurdular ya da kabul edildikleri mevcut takımlara dahil oldular. Ben şunu kesinlikle söyleyebilirim ki, önceden takım oluşturup gitmek çok daha avantajlı. Benim dahil olduğum takımda ilk bir kaç saat birbirimizi tanımakla geçti. Kim ne yapar ne eder ne geliştirelim diye düşünürken baktık ki üç dört saat geçmiş.

Etkinlik ortamında, aralarda bir çok insanla tanışabiliyorsunuz. Yeni fikirler geliştirip, yeni iletişimler kuruyorsunuz. Kesinlikle katıldığıma pişman olmadım. Yemekler, ikramlar da cabası. İyi ki gitmişim.

Ben Dijital Pazarlama kategorisinde katılım sağladım. Orada kurduğumuz ekiple birlikte bu kategoride yarıştık. İlk üç sıraya yerleşemedik ancak ben harika tecrübeler edindim. ODTÜ’den hocalar etrafınızda dolaşıyor ve fikrinizi içtenlikle dinliyorlar. Benim için büyük lütuf. Keşke daha çok insanla tanışmış olsaydım diyorum. Ancak bir çok takım da zaten 24 saatlik sürede kendi projesine yoğunlaşmış oluyor. Sandalyesinden hiç kalkmayana şahit oldum. “Gamer kardeşlerime  selamlar.”

Yarışmanın bitimine yakın jüri üyeleri projeleri değerlendirmeye başladı. Her projenin sunum için 3 dakikası olduğu söylendi. Ancak jüri ilgisini çeken projelere daha uzun süreler ayırdı. Bir çok kişi buna itiraz etti ancak farkında değiller ki 3 dakikadan fazla jüri bir projeye bakıyorsa demek ki ilgisini çekmiş. O uzun uzun incelenen projeler de tahmin edersiniz ki dereceye girdi. Ayrıca bütün katılımcılara katılım belgesi verildi.

Ankara’da olmak, ODTÜ’de olmak benim için güzel bir deneyimdi. Tekrar olsa yine giderim. Bu defa çadırım, takımım ve parlak fikirlerimle…

 

Merhaba Dünya

Merhaba Dünya! Benim için bu cümle şimdi daha anlamlı. Türkiye’de İnternet’in emekleme aşamasında olduğu yıllardan bugüne çok şey değişti. Artık insanlara ulaşmak ve tüm dünyaya bilgi aktarmak bir kaç saniye alıyor sadece. Yıllarca kendime hep dedim ki, bütün insanlığa fayda sağlama gayreti içinde ol, herkesin İnternet’e katacağı şeyler vardır unutma. İnternet çok etkili bir kitle iletişim aracıdır. O yüzden eğer şu an Merhaba Dünya! diyorsam gerçekten tüm Dünya’ya sesleniyorum demektir.

Merhaba Dünya! bir diğer adıyla Hello World! bir çok tanınmış bilgisayar programcısını büyüleyen bir cümledir.

İnsanlara fayda sağlayacağıma inandığım şeyleri paylaşacağım, kişisel İnternet sayfamı bugün oluşturdum. Yaklaşık on yıldır WordPress kullanıyorum. Ancak tamamı ticari işler olduğu için bu site beni çok heyecanlandırdı. Blog ve Sosyal Medya sayfaları için denir ki, “Yıllar sonra bu sayfalar ölü insanların günlüğü olacak.” Bu site de benim günlüğüm olacak. İhtiyacı olan işini görüp gidecek. Üyelikmiş, yorummuş derdim yok. İnsanlık faydalansın yeter ki. Hümanistim ben arkadaş!

İbrahim