Sonbaharın Psikolojim Üzerine Etkisi

Eylül ayını geride bıraktığımız şu günlerde havaların iyiden iyiye soğuması ve içinde bulunduğum işsizlik sendromunun da verdiği etki ile karamsarlık ve girişimcilik arasında gidip geliyorum. Çalışma hayatına alışık, mesai saatlerini esnetmekten yırtmış birisi olarak, işsizlik bana iyi gelmiyor. Evet kendime ve eşime bolca vakit ayırıp, düşünme fırsatım çok oluyor ancak bir taraftan da faturalar, kira, araba ve ev masrafları köşeden bana ‘naniik’ yapıyor.

Psikolojim sonbahar gibi. Bir yanda hala yeşil yapraklı fikirler, bir yanda aklımın bir köşesinde bekleyen sarı fikirler, diğer tarafta solmuş gitmiş kahverengi yapraklar. Yeni bir girişim planlamaya başlıyorum. O an çok mantıklı ve devamı gelecekmiş gibi o fikre aşık oluyorum. Daha sonra geçip gidiyor. Ülkemizde nitelikli insanlara bu kadar ihtiyaç varken, bu nitelikli insanlara asgari ücret teklif eden işverenlere bireysel olarak tepki gösteriyor ve o işlerde çalışmıyorum. Ben nitelikli bir insan mıyım tartışılabilir, ancak kendimce, evet ben nitelikli bir insanım diyebiliyorum.

Bütün bunların geride kaldığı günleri iple çekiyorum. Sevdiğim işi yaparak para kazanmak ve bir gün bile söverek işe gitmemek istiyorum.

Bay Moustache ile Ayaküstü Muhabbet

Bay Moustache her yıl ülkemize tatil için gelen binlerce Avrupalı Türk’ten birisi. Yaşı 55-60 arası, 70’li yılların ortalarından beri Fransa’da yaşıyor. Bir vesile ile karşılaştık ve kendisi ile sohbet etme fırsatı buldum. Çay ikram ettim. Derken bana şunu söyledi. “Yalan dünyanın cennetinde yaşıyorsunuz. Türkiye çok güzel bir yer kıymetini bilin.” Ben de durur muyum yapıştırdım cevabı;

-Değişelim mi yerleri? (Sen Türkiye’ye dön ben Fransa’ya gideyim.)

-Vallahi değişirim. (Değişir miyim? Yok yok Fransa güzel.)

Yemin vererek konuştu ancak ilerleyen cümlelerde “Ben artık oraya çok alıştım yazları gelsem de geri kaçıyorum oraya” diyerek konuşmasına devam etti.

Bay Moustache Fransa’ya ilk gittiğindeki sıkıntılardan bahsetti. Bana bir çay, kahve bile ikram etmediler böyle bir kültür yok orada dedi. Kendi hayatından başka hikayeler anlattı derken tokalaştık ayrıldık.

Bugün sabah ekmek almaya markete gittim. Marketten çıktığım yerde bir kavşak bulunuyor. Bu kavşakta ne tesadüf ki Bay Moustache’i arabasıyla gördüm. Israrla kavşağa girmek ve ardından ana yola çıkmak istiyor ancak, ana yoldan geçen hiç kimse ona yol vermedi. Normalde Fransa’da kavşak içinden gelen araca yol verir ana yoldakiler ve trafik bu şekilde akar. Türkiye’de de bu kural var ancak kimse uymuyor, dolayısıyla Bay Moustache bocaladı. İstiyor ki ben kavşaktayım bana yol verilsin. Ama kimse yol vermedi hatta yerel halktan bir kişi bağırarak “Beklesene lan ne yola atlıyosun!” diyerek Bay Moustache’i azarladı trafikte. Ben de tüm bu olanları izliyorum yolun kenarında. Eve doğru yol alırken aklımda sadece bir soru vardı;

Acaba Bay Moustache gerçekten Fransa’yı bırakıp Türkiye’de yaşar mıydı?